M I N D W A V E S
“The connection of your soul..”Arşiv Ekim, 2007
Kocaman kalpler daracık dünyalarda..
Rutin olmayan bişi düşünün…
bulabildiniz mi ???
düşünsenize..aslında kocaman sandığımız hayatın içinde öyle küçük bir çemberde yer alıyoruz ki..rutin şeylerin arasında..hersey..hersey oyle aynı ki bazen..öyle sıkıştırılmış ve ziplenmiş ki hayatlarımız..ne kadar ortalama herşey..
farkettiniz mi??
ben…..uzaklardan bir ben var seslenen hayata….haykıran hatta şöyle..
“özgür olmak ve istediğim yere koşmak istiyorum..istediğime sarılıp istedigimi yemek, istediğimi öpmek, istemedigimi öpmemek, riyakar olmak istemiyorum..sevmediklerime politik olmak zorunda olmak ta istemiyorum..yarinin ne getirecegini bugünden bilmek istemiyorum..uzun vadeli plan istemiyorum..güne uyanmak ve anlık plan yapmak istiyorum..bakmak ama görmemek.. bazen bağırmak çağırmak sonrasında deli gibi sevişmek…ağlamak ve yağmurda ıslanmak istiyorum..dans etmek- ederken şarap içmek..elele gezmek ve sarmaş dolaş uyumak istiyorum…bazen bunlardan sıkılmak ve tek başıma kalmak-koşmak istiyorum…dergilere gömülüp ama hiçbirini okumamak, yatagımda uyuya kalmak….sonra telaşla uyanmak…kahvemi yudumlarken arkadaşımla konuşmak…
kavga etmek..tepki vermek..tüm düşüncelerimi fırlatmak…gökyüzünde kendimle karışmak istiyorum..
çok şey mi istiyorum ???
sanırım ben gerçek hayatımı istiyorum…”
Hayatı tersten düşünün..
yasami tersten yasamak daha guzel hatta mukemmel olurdu.
nasil mi ???
cami’de uyaniyorsunuz. bir tahta sandik icersinde, herkes karsinizda saf durmus, iyiliginize dua ediyor ve tum haklar helal edilmis vaziyette. tabuttan dogruluyorsunuz, yasli, olgun ve agirbasli olarak.
herkes etrafinizda, buyuk bir itibar, iltifatlar, cocuklar torunlar hepsi hazir. arabaniza kurulup evinize gidiyorsunuz. dogar dogmaz devlet size maas bagliyor, aylik veya uc ayda bir maasinizi aliyorsunuz. ne guzel, hazir maas, hazir ev…
altmisli yaslara kadar hersey garanti, huzur icinde yasiyorsunuz. sagliginiz gittikce duzeliyor kaslar gucleniyor, kuvvetleniyorsunuz.
bir gun calismak istiyorsunuz ve ise ilk basladiginiz gun size hosgeldin hediyesi olarak bir plaket ve altin kol saati veriyor patronunuz.. ve genel mudurluk veya bunun gibi yuksek bir makamdan tecrubeli bir insan olarak ise basliyorsunuz. herkes karsinizda elpence divan.
vucudunuzda da bazi hosa giden hareketler de basliyor gittikce zayifliyor forma giriyorsunuz diger hormonal aktiviteler artiyor, fevkalade…
aman ne guzel gunler basliyor…
derken birgun patron size artik universiteye gitsen daha iyi olur diyor. bu arada babaniz ortaya cikmis, “fazla calistin” diyor “artik eve don, isi birak, okumaya basla, harciligin benden olsun…” keyfe bakar misiniz ?
okudugunuz dersler gittikce kolaylasiyor ekmek elden su golden bir donem basliyor. partiler, diskotekler, kizlarin sayisi artiyor.
derken anne ve babaniz sizi goturup getirmeye basliyor, araba kullanma derdi de yok artik…
Gunun birinde sizi okuldan da aliyorlar, “evde otur, keyfine bak, oyuncalaklarinla oyna” diyorlar… mamaniz agziniza veriliyor, zaman zaman altinizi bile temizliyorlar, hatta bu durum aliskanlik yaratiyor ve hic tuvalet kullanmamaya basliyorsunuz.
derken anneniz bir gun size sut verme kararini aliyor ve baska bir keyifli donem basliyor. mama artik her yerde, her an ve en taze seklinde hazir. bir gun karanlik ilik ve sicak bir ortama giriyorsunuz. beslenmek icin agzinizi acmaya dahi gerek yok, bir kordondan besleniyor, sicacik yumusacik gurultu ve patirsiz bir ortamda yasiyorsunuz. kuculuyor, kuculuyor, ufacik bir hucre halini aliyorsunuz.
“”ve gunun birinde muthis keyifli bir sevismeyle hayatiniz bitiyor…”"
İyiyi anlamak
“Değişik çiçeklerden bal toplayan arılar gibi, akıllı adam bütün kutsal kitapların özünü kabul eder ve bütün dinlerdeki iyiyi anlar.” – Srimad Bhagavatam
İyi anlamaya çalışmak, iyiye yönelmek ve onu bulmak için uğraşmak erdemdir. Bunu yaparken her inanca ve düşünceye hoşgörülü ve saygılı olmakta çok önemlidir. Kutsal dinlerin hepsi insanın iyiye yönelmesini ve kötülüklerden uzaklaşmasını emreder. Budhalar “kötüden uzaklaş, iyi olanı yap ve aklını temizle”der. Belki de iyiyi en tepeden görmeye çalışmak yada aramak bir çok aşamayı ortadan kaldırıp doğrudan ilişki sağlayacaktır.
İçinizdeki iyiyi-iyiyle her daim buluşturmak dileğiyle…
Bilgi üzerine
“Gelecek bir yılı planlıyorsan, mısır ek,
Gelecek on yılı planlıyorsan, ağaçlar dik,
Eğer gelecek yaşamı planlıyorsan, insanları eğit.” – Guanzi, (İÖ.645)
“Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” – Kuran-ı Kerim
“Bilmediğini bilmek en iyisidir.Bilmeyipte bildiğini sanmak tehlikeli bir hastalıktır.” – Lao Tzu
“Bilgiye sahip oldum mu? Bilmiyorum.” – Konfüçyus
“Birşey bilmediğim dışında başka bir şey bilmiyorum.” – Sokrates
“Ben ne biliyorum?” – Michel de Montaigne
“Evren insan için uyumsuzdur ve bilinemez.” – Albert Camus
“Bilgi güçtür.” – Francis Bacon
“Hala öğreniyorum.” – Michelangelo
“Hiç bir acı cehaletten daha fazla zahmet verici değildir.” – Ali Ibu Abu Talip
Değişimi başarmanın yolu
Doğanın değişmez bir kuralı ya da kanunu vardır: “Değişim…”
Bu evrensel kural “evrimsel değişimi” ifade eder. Devrimsel değişim ise insanoğlunun bilinçli plan ve faaliyetleri sonucunda gerçekleşir.
Bugün çok hızlı değişimlerin yaşandığı bir çağda yaşıyoruz. Teknolojik, ekonomik, siyasal, sosyal, kültürel vb. alanlarda çok önemli değişimlerle karşı karşıya bulunuyoruz.
Böylesine hızlı değişimlerin yaşandığı bir dünyada statükonun ve toplumda geçerli kural ve kurumların değişmeksizin aynı şekilde kalması elbette düşünülemez.
Mevlana Celaleddin Rumi’nin daha 13. yüzyılda söylediği “dünle birlikte gitti cancağızım ne varsa düne ait, şimdi yeni şeyler söylemek lazım.” sözü bu açıdan son derece anlamlıdır.
O halde ne duruyoruz!… Kendimizi, alışkanlıklarımızı, eski değer yargılarımızı ve inançlarımızı neden sorgulamıyoruz?.. Neden hep şikayet ediyoruz… Değişimi istiyoruz, ya da istiyor görünüyoruz, sonra da değişime direniyoruz!… Neden geleneklerin esiri oluyoruz? Neden inandıklarımızı söyleyemiyoruz?
Yoksa değişimin bize sağlayacağı yararlardan endişe mi ediyoruz? Reformun “deform”a dönüşeceğini mi düşünüyoruz…Peki gerçekten DEĞİŞİMİ BAŞARMANIN YOLU NEDİR?
1.vizyon = bilgi
2.misyon = istek ve kararlılık
3.strateji = plan
4.aksiyon= uygulama’dır…
“Dünyayı anlama ve reform isteği ilerlemenin iki büyük motorudur.”
Bertrand Russell
carrie bradshaw
“Maybe our mistakes are what make our fate.”“I don’t judge others. I say if you feel good with what you’re doing, let your freak flag fly.”
“So many roads. So many detours. So many choices. So many mistakes.”
“When real people fall down in life, they get right back up and keep walking.”
“Do we need distance to get close?”
“If two people have only one thought between them, something is very wrong.”“Maybe there are no right moments, right guys, right answers…maybe you just have to say whats in your heart!”
Sanki..
Sanki..
” Önce ellerimle tutmuşum, sonra gözlerimle görmüşüm.. Avuç avuç yüreğime doldurmuşum; Sanki biraz da sevmişim seni.. Yokluğunu hissetmişim önce arasıra sormuşum; Sonra aramışım seni.. Sanki biraz da beklemişim seni.. Bazen istemişim, bazen itmişim seni; sonra sakinleyip dinmişim.. Sanki biraz da yormuşum seni..Gecelere siyahı eklemişim, Günlerden beyazı çıkarmışım; Sonra dengeledim sanmışım.. Sanki biraz da özlemişim seni.. Her yıldıza seni sormuşum, Sen olmadan doğan güneşi yok saymışım; Sonra sessizleşip üzülmüşüm de.. Sanki çok sevmişim seni.. “
Yağmur
Yağmuru çok severim..
Sanki herşey gözümde bambaşkaya dönüşür sulara karışınca ben, duygularımla…Yağmur her türlü konforu barındırır içinde.. Yağmurla denizler beslenir doğanın duygularıyla..
Kuşlar öter.. Baharlar hüküm sürer.. Rüzgar ılıktır ve yağmur yumuşacık dokunur.. Hırslar yoktur..kavgalar ..didişmeler.. Bitmeyen bir kahkahadır benim için yağmur..belkide gerçek ve daimi aşk’tır.. Ve dinmeyen bir çığlık… Ama yağmur da aşk gibi cesaret ister.. Tek korkuya yer yoktur!! Yağsa, hep yağsa,tenime ruhuma dokunsa..
Ne zamana kadar yağabileceğini bilmeden…..
Değişim
Değişmeyen hiç birşey yok hayatta..ben buna sonsuz inananlardanım..
Hiç düşündünüz mü???
Herşeyin bir süresi bir sınırı bir ölçüsü var..Zamanı dolunca mutlaka elinizden akıp gider..Bunu normal kabul edip devam etmeli insan yoluna..Değişimleri kabul edebilmek, yeniliklere açık olabilmeyi beraberinde taşır.Yeni lezzetler keşfetmek gibidir belkide bu.Giden ya da bitenin ardındakine şans verebilmektir..İçinde başka tatlar bulabilmeyi bilmektir.Ben acizlik olarak görüyorum değişmezlik olgusuna inanmayı ve kelepçeli halde bu duyguya yenilmeyi..Bence herşey her duygu her olgu değişir..Tıpkı insanların değiştiği,geliştiği ve yol aldığı gibi..Değişimden korkmamak, dik durmak lazım..Hayat süprizlerle dolu..Ne zaman ne olacağı hiç bilinmez-bilinemez..ama hazır durmak akılcı yaklaşmaktır..aslında denge işi bu.Duygu ve mantığı ortalamak..hepsinden katmak ama hiç birinden doymamak ve doyurmamak..belki tek mesele bu..
Hayata dokunmak..
Hayat..
Hiç düşündünüz mü ne kadar hayata dokunabildiğinizi? Ne kadarlık bir paydada kendi hayatınız bağlamında sahnede olabildiğinizi? Ben cok düşünürüm..Severim düşünmeyi, çünkü düşünce vareder insanı, düşünceyle başlar insanın hayatı..
Hayatınız, seçimlerinizdir aslında..Hayatınız, içinde bulunduğunuz akıp geçen zaman dilimidir..Erteleyip yada sürece yaydığınız yada beklediğiniz herşey hayatınızı ifade etmez gerçekte. Sizler planlarla meşgulken o aslında vardır ve hissedemeyeceğiniz kadar sinsidir çoğu zaman..Bu karşı konulamaz birşeydir ama zaman zaman durup farkında olmayı becerebilmek lazım bence..neredeyiz, nereye gidiyoruz, nelerle meşgul, nelerle içiçeyken hayatımızı kaybediyor yada unutuyoruz??? Kendimize değer vermek, zaman ayırmak belki birazda standart hayatımızdan gerçek hayatımız için çalmak gerekli diye inanıyorum..peki ya siz ??