M I N D W A V E S

“The connection of your soul..”

Arşiv Ekim 20, 2007

missing much..

“Do we need distance to get closer ?

It’s good to know that the ones you love will always be in your heart..

And if you’re very lucky, only “a plane” ride away..”

Sonunda

Sonunda yağmaya başladı günlerdir beklediğim..
içimdeki sıkıntıyı alıp gidiyor sanki..
belkide ağlamalıyım yağmurla beraber,eşlik etmeliyim ona,akmalıyım en derinlere..
derinlerimde bulmalıyım sebeplerimi..
gizlediğim yerden çıkarmalıyım..
yüzleşmeli belkide sonsuza kadar gizlemeliyim damlalarımı..
hadi devam et, sakın durma yağmurum..
kokunla, sesinle, tüm hırçınlığınla yağ üzerime..
 

durma..


ne gündüz ne gece.

İnsan olmak..

Gerçekten öyle zor ki..

İnsan olmak aslında cok ince detaylarda gizli..Hassas olmak, duyarlı olmak, çabuk kavramak, medeniyete dokunmak, inanmak, doğrularını oluşturmak, ilkeler edinmek, aile terbiyesi almak, aile olabilmek, hoşgörü, irade, mantık….ve daha nicesi.

İnsan olmanın aslında ne denli özel ve sorumluluk sahibi olmayı gerektirdiğinin bilincinde yaşamaktan bahsediyorum. O kadar değerli ve kısıtlı olan hayatlarımızda kaçımız insan olabilmeyi başarabiliyoruz ? Kaçımız bunun adına uğraş veriyoruz ? Ya da kaçımız bunu mevzudan dahi saymıyoruz ?

Belkide kendimizi çok üstün görmekten ileri geliyor bu..ya da hatalarımızı görememekten ya da bilipte kabul edememekten..belkide hep aynı kattan aşağıya baktığımızdan..sebebi her neyse.
halbuki ara sıra kat değiştirmeliyiz..daha tepeye, farklı bir açıya yada farklı bir cepheye geçmeliyiz..alışık olmadığımız bir noktadan hayatımızı seyretmeliyiz.o zaman çeşitlilik olacak ve kendimizi de o çeşitlilik arasında izleyebileceğiz..
aslında bütün bunlar eğitim ile başlıyor..insanın kendini hayatın her aşamasında eğitmesiyle yani..okuması, okuması, okuması…sorması ve araştırması..belkide hepsinden önemlisi merak etmesi.
Düşünün; şu bir gerçek ki merak bitince aslında herşey bitiyor..etrafımızdakilere değil yalnız, dünyaya karşı da dönüp bakmalıyız..biz evrenin ne kadarcık bir bölümünde ve ne kadar bir parçasını kaplıyoruz diye sormalıyız kendimize..farklı kültürleri öğrenmeli, değişik yemekleri denemeliyiz..internet aracılığı ile bile yapabilir insan bunu..öyle sınırsız bir bilgi ağı ki sizi alır götürür bilmediğiniz evrenin en derinlerine..ama yapmıyoruz..bilmiyoruz ve bilinçli bilmeye vakit ayırmıyoruz..gelecek aslında bugün..ertelememeli ve her geçen gün bize sunulan insanlığımıza onu besleyecek ve daha da kıymetli hale getirecek vasıflar kazandırmalıyız..dünyevi ve küçük işlerin peşinden koşmamalı, sistem ve fikirleri tartışmalıyız..gerçek başarılardan hedef koymalı ve bu yolda ödün vermemeliyiz..millet olarak buna ihtiyacımız çok ama çok fazla..çok değil – sistemli ve akılcı çalışmalı, kendimizi yenilemeliyiz.ve hayatta gercekten belli bir vizyonu oluşmuş ve genel kültürü varolan bireyler olmalıyız..

insani duygularından uzaklaşmadan her anlamda profesyonel düşünebilen, gerçekten insanlığının farkında ve bunun önemini kavramış, bilgili nesiller için öncelikle o nesilleri yetiştirecek aile ve eğitim birimlerinin çok tutarlı ve bilinçli olmaları değişmez gerçek bana göre..

okumak güzel bişi…okuyalım..herkes okusun..
okumanın zaman ayırmaktan başka külfeti de yok.

“merak”ınız daim olsun…. 

Anne……

Yerine hiç bir şeyi koyamayacağım en ulaşılmaz ve en değişmez sevgi…

“Annem..hele benim annem…”

”onun gibisi yok..”

gönlümün tek değişmez sahibi..

Hiç Eksilme benden;

S E N İ    S E V İ Y O R U M 

Başlığı yok..

Öyle içimdesin ki…

Yanağımda dolaşan rüzgardan daha gerçek dokunuşların.
Küçük, ürkek, kesik dokunuşlarınla, belki de her zamankinden daha yanımdasın.
Öylesine, o kadar bensin ki..
Nasıl anlatsam. Boşuna çabalarım, doğru kelimeleri aramalarım.
Ne kitaplar yazıyor, ne de sözlüklerde karşılığı var.
Yalnızca hissediyor insan, yaşıyor.
Kelimeler eksik, kelimeler yaralı. Kelimeler cılız.
Taşımıyor, anlatmıyor, tanımlamıyor bu duyguyu. Ben de.
Çok başka bir şey.
Güzel bir duygunun ortasında, derin acılar hisseder mi insan?
Aydınlık gülümsemelerin içine, hüznü yerleştirir mi durup dururken?
Ne kadar yalnızsam, o kadar seninleyim şu günlerde..
Denizlerin, gürültüyle gelip vurduğu kayalıkların sancılı duvarları gibiyim.
Duvarlarım yosunlu, kaygan, üzerlerinden hiç tükenmeyen sular sızıyor. Tutunamıyorum.
Renklerim, gün içinde değişiyor. Soluyorum, soğuyorum. Güneş ulaşmıyor içerilerime. Küfleniyorum, yaşlanıyorum.
Yalnızlıklar peşimde.
Dokunduğum her ıslak duvardan,bir başka yalnızlık bulaşıyor üstüme.
Biliyorum, bütün bunlar, hep benim suçum.
Seni sakladığım yere ulaşamaz oldum. Yollar, gitgide uzadı ve karıştı.
Sonu sana geliyor her cümlenin ama ben seni bulamıyorum…
Her şeyin başında içinde ve sonundasın.. ama tutamıyorum..

Öyle içimdesin ki…

Hayatın “e” hali

hayatınız seçimlerinizdir..
seçimleriniz ise siz..
nasıl bakıyorsanız o aynaya; o şekilde görünürsünüz hayatta..

ben bakmıyorum uzun süredir aynalara..yansıtmak istemiyorum..
ne kendimi,ne de diğer renklerimi..
saklamak istiyorum herşeyimi..ortalarda olmamak istiyorum..
düşlerimin ortağı olmasın istiyorum..kimse bilmesin istiyorum..
tüm kapıları açmak ve nefes almak istiyorum.
belkide kendimle yapayalnız olmak..
unutmak istemiyorum ama..çünkü bununda bir süresi var..
ve o zaman gelince geçicek biliyorum..acıtsın canımı izin veriyorum..
Acısa da yaşamak ve yaşatmak istiyorum..
bakmak ama görmemek..uzanmak ama dokunmamak istiyorum..
bilmek ama söylememek istiyorum..
belkide daha fazla yazmak istemiyorum…………. 

Sonbahar

Dökülen yapaklar eşliğinde nefes almak…
nefes alabildiğin sürece koklamak toprağı…
yağmurlar yağdır seven yüreklere, nice umutlar gizle damlalarında..

en sevdiğim..
severken kendimden geçtiğim..
sözlerim sana..
beni benle buluşturan mevsimin sonbahar..


uyanışım belkide, kabuğumdan sıyrılıp burdayım diye haykırışım bazen de..
eylül..ekim..kasım..

durgun sessiz sakin ama içinde büyük fırtınalar koparan ben kollarim açık ve göğsüm rüzgara dönük..üşümüyorum.
içimden, en içimden gelen sesleri yankılatıyorum sana karşı..

bahar..daha fazla gelme üstüme..
yoldan çıkarma beni.. 

MindWaves

In our modern world of hustle and bustle, rushing too and throw. Consumed by the cares of the day, we often loose site of what the true purpose of our life is. The time to contemplate things they way our forefathers did is not always available to us. The demands of the day, our work, family & friend, as well as various distractions we create for ourselves to pacify our desires, all leave us little time to consider the true meaning of our being…

so i believe it is time to think again…

It seems like we have all lost our way and forgotten the purpose and meaning that our life was intended to achieve. Now we purely focus on the material things and how to grain increasing more wealth and products as if these are the only means to satisfy us. The mind has taken control of the body from the spirit and is increasing ignoring the reasoning and requirements of our higher self. We have lost sight of our reason for being. Yet if only we stopped to think for a while we would realize that the only thing you will take with you when you die and leave this earth are your memories…

Our life will spiral and run away, if we don’t take control.When we finally reflect upon our time on earth,only then will we notice that time passed by so quicklyand that we did times bidding rather that the other way around….   

Kocaman kalpler daracık dünyalarda..

Rutin olmayan bişi düşünün…
bulabildiniz mi ???

düşünsenize..aslında kocaman sandığımız hayatın içinde öyle küçük bir çemberde yer alıyoruz ki..rutin şeylerin arasında..hersey..hersey oyle aynı ki bazen..öyle sıkıştırılmış ve ziplenmiş ki hayatlarımız..ne kadar ortalama herşey..

farkettiniz mi??

ben…..uzaklardan bir ben var seslenen hayata….haykıran hatta şöyle..

“özgür olmak ve istediğim yere koşmak istiyorum..istediğime sarılıp istedigimi yemek, istediğimi öpmek, istemedigimi öpmemek, riyakar olmak istemiyorum..sevmediklerime politik olmak zorunda olmak ta istemiyorum..yarinin ne getirecegini bugünden bilmek istemiyorum..uzun vadeli plan istemiyorum..güne uyanmak ve anlık plan yapmak istiyorum..bakmak ama görmemek.. bazen bağırmak çağırmak sonrasında deli gibi sevişmek…ağlamak ve yağmurda ıslanmak istiyorum..dans etmek- ederken şarap içmek..elele gezmek ve sarmaş dolaş uyumak istiyorum…bazen bunlardan sıkılmak ve tek başıma kalmak-koşmak istiyorum…dergilere gömülüp ama hiçbirini okumamak, yatagımda uyuya kalmak….sonra telaşla uyanmak…kahvemi yudumlarken arkadaşımla konuşmak…
kavga etmek..tepki vermek..tüm düşüncelerimi fırlatmak…gökyüzünde kendimle karışmak istiyorum..

çok şey mi istiyorum ???

sanırım ben gerçek hayatımı istiyorum…”

Hayatı tersten düşünün..

yasami tersten yasamak daha guzel hatta mukemmel olurdu.

nasil mi ???

cami’de uyaniyorsunuz. bir tahta sandik icersinde, herkes karsinizda saf durmus, iyiliginize dua ediyor ve tum haklar helal edilmis vaziyette. tabuttan dogruluyorsunuz, yasli, olgun ve agirbasli olarak.

herkes etrafinizda, buyuk bir itibar, iltifatlar, cocuklar torunlar hepsi hazir. arabaniza kurulup evinize gidiyorsunuz. dogar dogmaz devlet size maas bagliyor, aylik veya uc ayda bir maasinizi aliyorsunuz. ne guzel, hazir maas, hazir ev…

altmisli yaslara kadar hersey garanti, huzur icinde yasiyorsunuz. sagliginiz gittikce duzeliyor kaslar gucleniyor, kuvvetleniyorsunuz.

bir gun calismak istiyorsunuz ve ise ilk basladiginiz gun size hosgeldin hediyesi olarak bir plaket ve altin kol saati veriyor patronunuz.. ve genel mudurluk veya bunun gibi yuksek bir makamdan tecrubeli bir insan olarak ise basliyorsunuz. herkes karsinizda elpence divan.

vucudunuzda da bazi hosa giden hareketler de basliyor gittikce zayifliyor forma giriyorsunuz diger hormonal aktiviteler artiyor, fevkalade…

aman ne guzel gunler basliyor…

derken birgun patron size artik universiteye gitsen daha iyi olur diyor. bu arada babaniz ortaya cikmis, “fazla calistin” diyor “artik eve don, isi birak, okumaya basla, harciligin benden olsun…” keyfe bakar misiniz ?

okudugunuz dersler gittikce kolaylasiyor ekmek elden su golden bir donem basliyor. partiler, diskotekler, kizlarin sayisi artiyor.

derken anne ve babaniz sizi goturup getirmeye basliyor, araba kullanma derdi de yok artik…

Gunun birinde sizi okuldan da aliyorlar, “evde otur, keyfine bak, oyuncalaklarinla oyna” diyorlar… mamaniz agziniza veriliyor, zaman zaman altinizi bile temizliyorlar, hatta bu durum aliskanlik yaratiyor ve hic tuvalet kullanmamaya basliyorsunuz.

derken anneniz bir gun size sut verme kararini aliyor ve baska bir keyifli donem basliyor. mama artik her yerde, her an ve en taze seklinde hazir. bir gun karanlik ilik ve sicak bir ortama giriyorsunuz. beslenmek icin agzinizi acmaya dahi gerek yok, bir kordondan besleniyor, sicacik yumusacik gurultu ve patirsiz bir ortamda yasiyorsunuz. kuculuyor, kuculuyor, ufacik bir hucre halini aliyorsunuz.

“”ve gunun birinde muthis keyifli bir sevismeyle hayatiniz bitiyor…”"

Eski Yazılar »