M I N D W A V E S

“The connection of your soul..”

Yalnızlığa alışmalı…

Yalnız doğuyoruz..yalnız öleceğiz..

Aslında hayatımız sanki ömrümüz boyu yalnız
olmamak için tasarlanmış gibi…
bakın etrafınıza..ne kalabalık farkettiniz mi?
farkettiniz mi kendinizi aslında kaybettiğinizi?
o koca kalabalık içerisinde aslında kendinizi
bulamadığınızı..ulaşamadığınızı duygularınıza hiç
hissettiniz mi? hiç acıdı mı canınız kendinizle beraber yokolurken o standart yörüngede..yada başınız döndü mü bunlar kim, ben nerdeyim diye haykırdınız mı yere-göğe-toprağa…
kendi kendinizle başbaşa kalabildiniz mi gecenin en siyah anlarında..
ay ışığında, yağmur altında, çıplak ayakla kumsalda izinizi
bırakabildiniz mi???

düşünün hayatınızı…hadi.

kendinize zaman ayırıp kendinize ait olabildiniz mi???????

yalnızlık korkmak değil..
herşeyinizle yüzleşmektir..
eşleşmektir..
özgürlüktür..

deneyin.. ve kendinizi bırakın o anda.

Bilginin kalitesi vardır..

Türkiye’de toplum üzerine yapılan çalışmaların hemen hemen tamamı kamuoyu için bir veri ve haber kirliliği kaynağı. Bu durumun nedeni Türkiye’nin sağlıklı bir bilim politikasının olmaması bana göre.

Türkiye’nin kıymetli insan, zaman ve parasal kaynakları, ‘veri’ veya ‘haber’ değeri bile olmayan bazı sayılar için harcanıyor. Bari bu duruma biraz düşünümsel bakıp (görünürdeki ‘politik gündem belirleme/değiştirme’ meselesinin ötesinde), başka bazı ’siyasi’ dersler de çıkarabilmeli.

AB veya her kim ne derse desin, toplumsal yaşam kalitemiz çok boyutlu olarak düşük. Toplum/insan araştırmalarımızın ‘bilimsel’ ve ‘toplumsal’ nitelikleri, dolayısıyla ‘toplumsal bilgi’ kalitemiz de son derece aşağıda. Artık bu ikisinin birbirleriyle ve Türkiye’nin genel bilim (hangi?) politikası ile sıkı fıkı ilişkisini kurabilmeli. Bunları bir an evvel iyileştirerek hiç değilse yarınımızı farklı yaşayabilmeli ve çocuklarımıza yaşanası bir gerçek gelecek hazırlayabilmeliyiz.

Topluma her anlamda açık ve saydam bilimsel politika, bilgi ve pratik değil, onun yerine kapalı kapılar ardında dedikodu ve bağnaz ideolojiler üretilmesi de bu geriliğe çok esaslı bir sebep aslında. Tıpkı çevre kirliliği gibi, bu gereksiz veri fazlalığı ve suni gündem oyunlarına karşı demokratik önlem almayı seçmeyerek, bir türlü ‘bilgi/düşünce toplumu’ olamamamız da bir diğer ciddi sebep.

Sebepleri bulmakta belkide çözüm değil aslında tepeden bir düzenleme ile yani modernden çok ‘modernist’, bilimden çok ‘bilimci’ olmayı bırakmalı. Türkiye, kendi yetkin bilim politikasını, bunun çeşitli alanlara özgü bilimsel araştırma stratejilerini, özgün kuramsal bilimini, bilim felsefesini ve kendi düşünsel dilini üretmeli-zorunda..

Ne yazık ki, başka türlü Türkiye’nin asla gelişemeyeceğini en iyi bilmesi gerekenlerimiz bile, içinde rakam yok diye, bu konularda zaten kolay çıkmayan titiz ve değerli akademik katkılara, bilimsel değeri olmayan ‘kişisel görüş’ muamelesi edilmesi de ayrı bir teknik sorun..

Toplumsal/bilimsel sorunlarımızı bütüncül ve demokratik bir vizyonla çözmeli gereğini kavramalı, entellektüel ve akademisyenlerin toplumdan yalıtılmışlıkları, içine kapanmışlıkları ile yüzleşerek, çalışmalarını topluma anlamlı ve geçerli kılmaları zamanın en gereğidir.

Toplumsal talebin, günün ve geleceğin gereksinimi olan sosyal, turizm ve bilişim gibi hizmet sektörlerindeki dönüşmesi sağlanmalı ve bu yönde bilinç açık olmalıdır.

Kısacası, hemen her alanda olduğu gibi, bilim ve eğitim politikamız konusunda da yasakçı ve fanatik olmaya mutlaka acilen son verilmeli.

Tablo kötü…

missing much..

“Do we need distance to get closer ?

It’s good to know that the ones you love will always be in your heart..

And if you’re very lucky, only “a plane” ride away..”

Sonunda

Sonunda yağmaya başladı günlerdir beklediğim..
içimdeki sıkıntıyı alıp gidiyor sanki..
belkide ağlamalıyım yağmurla beraber,eşlik etmeliyim ona,akmalıyım en derinlere..
derinlerimde bulmalıyım sebeplerimi..
gizlediğim yerden çıkarmalıyım..
yüzleşmeli belkide sonsuza kadar gizlemeliyim damlalarımı..
hadi devam et, sakın durma yağmurum..
kokunla, sesinle, tüm hırçınlığınla yağ üzerime..
 

durma..


ne gündüz ne gece.

İnsan olmak..

Gerçekten öyle zor ki..

İnsan olmak aslında cok ince detaylarda gizli..Hassas olmak, duyarlı olmak, çabuk kavramak, medeniyete dokunmak, inanmak, doğrularını oluşturmak, ilkeler edinmek, aile terbiyesi almak, aile olabilmek, hoşgörü, irade, mantık….ve daha nicesi.

İnsan olmanın aslında ne denli özel ve sorumluluk sahibi olmayı gerektirdiğinin bilincinde yaşamaktan bahsediyorum. O kadar değerli ve kısıtlı olan hayatlarımızda kaçımız insan olabilmeyi başarabiliyoruz ? Kaçımız bunun adına uğraş veriyoruz ? Ya da kaçımız bunu mevzudan dahi saymıyoruz ?

Belkide kendimizi çok üstün görmekten ileri geliyor bu..ya da hatalarımızı görememekten ya da bilipte kabul edememekten..belkide hep aynı kattan aşağıya baktığımızdan..sebebi her neyse.
halbuki ara sıra kat değiştirmeliyiz..daha tepeye, farklı bir açıya yada farklı bir cepheye geçmeliyiz..alışık olmadığımız bir noktadan hayatımızı seyretmeliyiz.o zaman çeşitlilik olacak ve kendimizi de o çeşitlilik arasında izleyebileceğiz..
aslında bütün bunlar eğitim ile başlıyor..insanın kendini hayatın her aşamasında eğitmesiyle yani..okuması, okuması, okuması…sorması ve araştırması..belkide hepsinden önemlisi merak etmesi.
Düşünün; şu bir gerçek ki merak bitince aslında herşey bitiyor..etrafımızdakilere değil yalnız, dünyaya karşı da dönüp bakmalıyız..biz evrenin ne kadarcık bir bölümünde ve ne kadar bir parçasını kaplıyoruz diye sormalıyız kendimize..farklı kültürleri öğrenmeli, değişik yemekleri denemeliyiz..internet aracılığı ile bile yapabilir insan bunu..öyle sınırsız bir bilgi ağı ki sizi alır götürür bilmediğiniz evrenin en derinlerine..ama yapmıyoruz..bilmiyoruz ve bilinçli bilmeye vakit ayırmıyoruz..gelecek aslında bugün..ertelememeli ve her geçen gün bize sunulan insanlığımıza onu besleyecek ve daha da kıymetli hale getirecek vasıflar kazandırmalıyız..dünyevi ve küçük işlerin peşinden koşmamalı, sistem ve fikirleri tartışmalıyız..gerçek başarılardan hedef koymalı ve bu yolda ödün vermemeliyiz..millet olarak buna ihtiyacımız çok ama çok fazla..çok değil – sistemli ve akılcı çalışmalı, kendimizi yenilemeliyiz.ve hayatta gercekten belli bir vizyonu oluşmuş ve genel kültürü varolan bireyler olmalıyız..

insani duygularından uzaklaşmadan her anlamda profesyonel düşünebilen, gerçekten insanlığının farkında ve bunun önemini kavramış, bilgili nesiller için öncelikle o nesilleri yetiştirecek aile ve eğitim birimlerinin çok tutarlı ve bilinçli olmaları değişmez gerçek bana göre..

okumak güzel bişi…okuyalım..herkes okusun..
okumanın zaman ayırmaktan başka külfeti de yok.

“merak”ınız daim olsun…. 

Anne……

Yerine hiç bir şeyi koyamayacağım en ulaşılmaz ve en değişmez sevgi…

“Annem..hele benim annem…”

”onun gibisi yok..”

gönlümün tek değişmez sahibi..

Hiç Eksilme benden;

S E N İ    S E V İ Y O R U M 

Başlığı yok..

Öyle içimdesin ki…

Yanağımda dolaşan rüzgardan daha gerçek dokunuşların.
Küçük, ürkek, kesik dokunuşlarınla, belki de her zamankinden daha yanımdasın.
Öylesine, o kadar bensin ki..
Nasıl anlatsam. Boşuna çabalarım, doğru kelimeleri aramalarım.
Ne kitaplar yazıyor, ne de sözlüklerde karşılığı var.
Yalnızca hissediyor insan, yaşıyor.
Kelimeler eksik, kelimeler yaralı. Kelimeler cılız.
Taşımıyor, anlatmıyor, tanımlamıyor bu duyguyu. Ben de.
Çok başka bir şey.
Güzel bir duygunun ortasında, derin acılar hisseder mi insan?
Aydınlık gülümsemelerin içine, hüznü yerleştirir mi durup dururken?
Ne kadar yalnızsam, o kadar seninleyim şu günlerde..
Denizlerin, gürültüyle gelip vurduğu kayalıkların sancılı duvarları gibiyim.
Duvarlarım yosunlu, kaygan, üzerlerinden hiç tükenmeyen sular sızıyor. Tutunamıyorum.
Renklerim, gün içinde değişiyor. Soluyorum, soğuyorum. Güneş ulaşmıyor içerilerime. Küfleniyorum, yaşlanıyorum.
Yalnızlıklar peşimde.
Dokunduğum her ıslak duvardan,bir başka yalnızlık bulaşıyor üstüme.
Biliyorum, bütün bunlar, hep benim suçum.
Seni sakladığım yere ulaşamaz oldum. Yollar, gitgide uzadı ve karıştı.
Sonu sana geliyor her cümlenin ama ben seni bulamıyorum…
Her şeyin başında içinde ve sonundasın.. ama tutamıyorum..

Öyle içimdesin ki…

Hayatın “e” hali

hayatınız seçimlerinizdir..
seçimleriniz ise siz..
nasıl bakıyorsanız o aynaya; o şekilde görünürsünüz hayatta..

ben bakmıyorum uzun süredir aynalara..yansıtmak istemiyorum..
ne kendimi,ne de diğer renklerimi..
saklamak istiyorum herşeyimi..ortalarda olmamak istiyorum..
düşlerimin ortağı olmasın istiyorum..kimse bilmesin istiyorum..
tüm kapıları açmak ve nefes almak istiyorum.
belkide kendimle yapayalnız olmak..
unutmak istemiyorum ama..çünkü bununda bir süresi var..
ve o zaman gelince geçicek biliyorum..acıtsın canımı izin veriyorum..
Acısa da yaşamak ve yaşatmak istiyorum..
bakmak ama görmemek..uzanmak ama dokunmamak istiyorum..
bilmek ama söylememek istiyorum..
belkide daha fazla yazmak istemiyorum…………. 

Sonbahar

Dökülen yapaklar eşliğinde nefes almak…
nefes alabildiğin sürece koklamak toprağı…
yağmurlar yağdır seven yüreklere, nice umutlar gizle damlalarında..

en sevdiğim..
severken kendimden geçtiğim..
sözlerim sana..
beni benle buluşturan mevsimin sonbahar..


uyanışım belkide, kabuğumdan sıyrılıp burdayım diye haykırışım bazen de..
eylül..ekim..kasım..

durgun sessiz sakin ama içinde büyük fırtınalar koparan ben kollarim açık ve göğsüm rüzgara dönük..üşümüyorum.
içimden, en içimden gelen sesleri yankılatıyorum sana karşı..

bahar..daha fazla gelme üstüme..
yoldan çıkarma beni.. 

MindWaves

In our modern world of hustle and bustle, rushing too and throw. Consumed by the cares of the day, we often loose site of what the true purpose of our life is. The time to contemplate things they way our forefathers did is not always available to us. The demands of the day, our work, family & friend, as well as various distractions we create for ourselves to pacify our desires, all leave us little time to consider the true meaning of our being…

so i believe it is time to think again…

It seems like we have all lost our way and forgotten the purpose and meaning that our life was intended to achieve. Now we purely focus on the material things and how to grain increasing more wealth and products as if these are the only means to satisfy us. The mind has taken control of the body from the spirit and is increasing ignoring the reasoning and requirements of our higher self. We have lost sight of our reason for being. Yet if only we stopped to think for a while we would realize that the only thing you will take with you when you die and leave this earth are your memories…

Our life will spiral and run away, if we don’t take control.When we finally reflect upon our time on earth,only then will we notice that time passed by so quicklyand that we did times bidding rather that the other way around….   

Eski Yazılar »